Eyüp Sultan:
KAYNAYAN KAZAN DOĞU AKDENİZ

 KAYNAYAN KAZAN DOĞU AKDENİZ!

Malumunuz Türkiye gündemi günde üç beş defa değişir. Her gün yeni bir gelişme olur ve milletimiz gündemi takip etmekte zorluk çeker. Öyle ki siyasetçiler arasında bir laf vardır "siz gündemi belirlemezseniz başkalarının gündeminin peşinden gidersiniz". Hal böyle olunca da goy goy diyebileceğimiz birçok gereksiz konu gündem kirliliği yapar ve vatandaşın kafası iyice karışır. 

Tabi birçok önemli husus da gündeme geliyor fakat bir Doğu Akdeniz meselesi var ki bana göre şu an hepsinden daha önemli durumda!

Peki Doğu Akdeniz'i bu kadar önemli yapan nedir? Bu konuya döneceğiz fakat önce Orta Doğu'ya dönüp Orta Doğu neden bu halde buna bakmak lazım gelir.

Kimi zaman etnik, kimi zaman mezhepsel çatışmalar, kimi zaman da darbelerin yaşandığını hep birlikte gördük. Peki bunun nedeni nedir diye sorduğumuz zaman halk arasında her türlü efsane döner durur. Tabii ki birçok sebep vardır ama şüphesiz en önemlisi enerji kaynaklarıdır. Orta Doğu'nun başına gelenler en çok da Orta Doğu'daki petrol kaynaklarındandır. Kirli bir enerji kaynağı olan petrol yavaş yavaş tükenmek üzere ve devletler yeni enerji kaynakları arayışında. İşte Doğu Akdeniz tam da bu yüzden önemli. 

2010 yılında Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi'nin yayımladığı raporda da görüldüğü gibi Doğu Akdeniz'de kıyı şeritleri petrol ve doğalgaz yatakları açısından çok değerli bir konuma sahip. Yapılan araştırmalar neticesinde Kıbrıs Adası çevresinde 8 milyar varillik petrol rezervi, Girit Adası'nın güneydoğu ve Kıbrıs Adası etrafında 3,5 trilyon metreküplük doğalgaz tespit edilmiş durumda.

Orta Doğu'da yaşanan olaylara baktığımız zaman Doğu Akdeniz meselesine bahçemizde bir su kuyusu açacakmışız gibi basit bir şekilde yaklaşamayız! Hele Hele enerji kaynaklarında söz hakkı bulunan devletlere bir bakacak olursak durumun ciddiyeti daha da önemli hal alıyor. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine göre Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin söz hakkı bulunuyor.

Elbette gönül ister ki Orta Doğu'da yaşanlar Doğu Akdeniz'de yaşanmadan bir çözüm bulunsun fakat Kaz'ın ayağı hiçte öyle olacakmış gibi görünmüyor! Yunanistan ve GKRY'nin haddini aşan şımarık davranışları ve sorumsuzca attığı adımlar bardağı her an taşırabilir! 

GKRY bölge ülkeleriyle yapmış olduğu ikili ve üçlü anlaşmalarla kendi Münhasır Ekonomik Bölgesini (MEB) ilan etti. Rum Yönetiminin sanki adanın tek otoritesiymiş gibi yaptığı bu anlaşmalar KKTC'yi yok sayıyor ve Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal ediyor. Rum yönetiminin attığı bu adımlar hem deniz hukukuna hem de uluslararası hukuka aykırıdır.

Münhasır Ekonomik Bölge nedir?

1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre 200 deniz mili boyunca ülkelere canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi, denize ilişkin genel araştırma yapma hakkı, deniz üzerine tesis inşa etme, denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliği tanıyan hukuki bir kavramdır. Bu uygulamanın en büyük sorunu ülkelerin 200 mil sınırlarının birbirleri ile çakışmasıdır. Bu yüzden de kıyıdaş ülkeler bu sorunu birbirleri ile anlaşarak çözüyorlar.

Türkiye'nin yukarıda saydığımız Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan ülkelerle ilişkilerine baktığımız zaman bu ülkelerle ilişkilerimizin kopuk olduğunu görüyoruz. Ancak dış politikanın değişken olduğunu da unutmamak gerekir. 

Aslında ben meselenin hukiki boyutuna değil de Orta Doğu örneğinde olduğu gibi enerji kaynaklarının bulunması, paylaşılması ve dağıtılması konusuna dikkat çekmek istiyorum. Rum yönetimi attığı adımlarla Ankara'nın sert eleştirisiyle karşı karşıya kaldı. Rum yönetimi  İsrail ve Mısır'la zirveler düzenliyor, Amerikan, İtalyan, Fransız şirketlere ruhsat vererek Türkiye'ye karşı bir caydırıcılık, bir güç dengesi kurmaya çalışıyor.

Özetle anlatmak istediğim Doğu Akdeniz meselesi sadece kıyıdaş ülkelerin meselesi olmaktan çıkmış, dev petrol şirketlerinin bölgeye gelmesiyle uluslararası bir kimlik kazanmış durumda. Kıyıdaş ülkelerin dışında Doğalgaz ihtiyacını Rusya'dan karşılayan Avrupa ülkelerinden tutun da ABD'sinden Rusya'sına kadar birçok ülkenin bölgeye olan ilgisi Doğu Akdeniz'i adeta kaynayan bir kazana çevirdi.

Münhasır Ekonomik Bölge'lerin ilan edilmesi hazırlı, Fatih sondaj gemisinin bölgeye gönderilmesi, Yunanistan ve GKRY'nin sert bir şekilde kınanması mevcut iktidarın attığı adımlar içerisinde. Bunların dışında yarım yamalak bilgilerle Lozan eleştirileri yapan iktidar mensuplarının 18 adamızın Yunan işgali altında olmasına sessiz kalışını düşünücek olursak durum pek de iç açıcı görünmemektedir. 

İktidarın bu konuda "Doğu Akdeniz'de oldu bittiye izin vermeyiz" sözleri elbette umut verici fakat artık sözün bittiği yer çoktan geçilmiş durumda. Bu mesele partiler üstü bir mesele, iktidarıyla muhalefetiyle el ele verip ne yapacaksak şimdi yapacağız! Söylem değil eyleme ihtiyaç var.

Yarın çok geç olmada
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner112

banner106

“Mahalleme aşığım ve hizmet etmek istiyorum”
Eyüpsultan Silahtarağa Muhtar Adayı Hüseyin Aksoy Mahallelerine hizmet etmek için muhtar adayı oduğunu...

Haberi Oku